haber oku

BAĞDAT BU KADAR UZAK MIYDI?

~ 31 Ocak 2013 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

girgin resim

BAĞDAT BU KADAR UZAK MIYDI?

İnsanların hayatlarında dönüm noktaları ve kırılma noktaları vardır. Bu noktalardan başarılı veya başarısız geçenler ömür boyu bu zamanın acısını veya mükâfatını çekerler. Bu da gösteriyor k, zamanı zamanında değerlendirmek gerekiyor.

Bizim zamanın geçtiği ile ilgili atasözlerimiz ne kadar doğru söyler. İşte:

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye.”

“Demir tavında dövülür.”

Şimdi bunların ve benzer atasözlerinin anlamı zamanı iyi değerlendirmek ve yapmamız gereken işleri bir an önce yapmak için söylenmiştir. Birde zamanın ne kadar kıymetli olduğunu belirtmek için:

“Vakit nakittir.”

Demişlerdir atalarımız. Bunun yanın Üstad Necip fazıl KISAKÜREK bir beyit’inde zaman hakkında şöyle sesleniyor:

“Nedir zaman nedir,

Bir su mu, bir kuş mu?

Nedir zaman nedir,

İniş mi, yokuş mu?

Şimdi baktığımız zaman hakkında bu kadar söz sarf ettiğimize göre biz zamanın kıymetini bilmiyoruz. Bilemiyoruz. Zaman insanın hayatı ve ömrünü sınırlandıran ve hayat zamanının dolmasıyla bitecekse bunun kadrini ve kıymetini bilmeliyiz.

Bu kıymet bilme önce kendimizden olmak üzere, toplum ve devlet tarafından da dikkate alınmadığı müddetçe zamanını en iyi kullananlar bile herhalde ömürlerinin yarısını boşa harcamaktadırlar.

Zaman zaman şahit olduğumuz “işte o an” dediğimiz veya resmederek ölümsüzleştirdiğimiz kısa zamanın ve o kısa zamanda kişinin kendi hayatını nasıl değiştirdiğini şahit olmuşuzdur. O anın insan hayatında o kadar etkisi olmasa “işte o an” diye bir şey olmaz. Tabiri yerindeyse olmak ya da olmamak anı.

İnsanoğlu daha dünyaya gelmeden bile o anı yakalamış, anne karnında yarışı kazanmış ve dünyaya gelmeye hak etmiş bir canlıdır.

Dünya hayatı da öyle değil mi? O anda başaramazsanız başarısız sayılırsınız. Telafisi olmayan zamanlar insanın kadere sığındığı zamanlar olarak kendi tarihine geçer. Eğer bu kişi bir milletin kaderini etkileyebilecek bir makamda ise, işte o zaman millet ve devlet kaderine geçer.

Bizim insan, devlet veya millet olarak geri kalmak, başarısız olmak gibi bir kaderimiz olamaz. Çünkü Allah çalışanın karşılığını veren adaletlilerin en adaletlisidir.

Bütün hayatımızı etkileyecek zamanları iyi değerlendirirsek ve bunlar için çalışırsak mutlaka başarılı oluruz. Ama biz, neyin bizim için faydalı neyin zararlı olduğunu tam bilmediğimizden bazen başarılı olmanın ardında başarısızlık, başarısızlığının ardında da başarılı olmuş olabiliriz. İşte o anlar kadere sığındığımız anlardır.

Ama şurası malumdur ki, başkalarının başarısızlığı üzerine hayat kurmaya çalışanlar, “boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı” ahir dünyada cezalarını çekeceklerdir.

İnsanın dünyada başarılı olmak, meslek edinmek, geçimini sağlamak, helal rızk kazanmak, namerde muhtaç olmamak için uğraştığı, bunun için okuduğu ve imtihanı sadece üniversiteye giriş sınav zamanı ile sınırlıdır. Bu zamanı iyi değerlendirenler hayat boyu rahat edebileceklerdir. Bu kadar çalışma ve gelecek zamanlarının iyi geçmesi kısacık vakte

bağlıdır.

İşte bu kadar hayat meselesi olan kısa süreyi de devlet olarak, eğitimde fırsat eşitliğini yerleştiremezse sosyal devlet ve adaletten bahsedebilir mi?

Bundan on bir yıl önce bozulan dengeyi bugün düzeltmenin ve toplumun her ferdine eşit mesafede olmanın gereğini yapan Yüksek Öğrenim Kurumuna teşekkür ediyorum. Bütün milletimiz adına sevinçliyim mutluyum.

Her yıl bir buçuk milyon insanın girdiği sınava, on iki yılda on sekiz milyon insanın mağdur olduğunu, etkilendiğini unutmamak gerekir.

İnsan, hayatının dört yılını kendi veya aile tercihi olarak, meslek lisesinde okuduğu için geleceğinin cezalandırılması nasıl bir demokrasi anlayışıydı merak ediyorum.

Meslek liselerinin önünü kapatarak oradaki öğrenci sayılarını düşürmek, öğretmenleri başka liselere göndermek, başka liseleri yoğun öğrenci sayıları altında ezdirmek kime hizmet edenlerin ekmeğine yağ sürdü acaba?

Bu memlekette suç işleyenlerin, işlerin suç cinslerin çıktıkları okullarla bir ilgisi var mı? Yoksa bu okullar vatan haini yetiştiriyorlardı da, biz mi bilmiyorduk?

Şimdiye kadar özellikle imam hatip liselerinden mezun olanların doktor, öğretmen, avukat, gazeteci, mühendis, siyasetçi olmalarından yakınanlar aynı zamanda da bu memlekette adam yetişmediğinden yakınıyorlar. Bu “ne perhiz, ne lahana turşusu.”

Şimdi bu on iki yılda mağdur olan meslek lisesi mezunlarının ve bundan dolayı çocuğunu meslek liselerine gönderemeyen velilerin Y.Ö.K. e dava açmaları gayet normal değil mi?  Dünyanın hiçbir yerinde tehlike diye bir şey söz konusu değil de, Türkiye de yüzde birlik bir dilime tekabül eden bu gurup nasıl tehlike oluşturuyordu?

Güzel yurdumuz Türkiye’miz Cumhuriyetimizin 100.yılında lider ve güçlü Türkiye’ye bu meslek liselerinin öğrencileriyle ulaşacaktır.Harcanan bu on iki yıl  gelecekte hangi aksaklıkları ortaya çıkaracağını hep beraber göreceğiz.Bu on iki yıl mimarlarının milletimizin karşısına çıkıp yaptıklarından ve vatan evlatlarına düşman gözüyle baktıklarından dolayı özür dilemelerini, af dilemelerini istiyorum.

Bu memleketin öz evlatlarını, cevherlerini unutmayan, güvenen, gelecek onlarındır diyen, sosyal adalet ve sosyal devlet ilkesiyle eğitimde eşitliği sağlayan siyasetçi, akademisyen, sivil toplum kuruluşlarında çalışan herkese bir kere daha teşekkür ediyor kutluyorum. Allah yaptıklarınızın karşılığını verecektir.

Ne demişler “Yanlış hesap Bağdat’tan döner.”Bu Bağdat ne kadar uzakmış. Yirmi birinci yüzyılda bir Bağdat’a on iki yılda varabiliyorsak, bunda çağdaşlık ve uygarlık adına çok eksiklerimiz var demektir. Kılavuzumuz yanlış demektir. Rus Büyükelçisini yanlış seçtik demektir.

Yazımı Üstad necip fazıl KISAKÜREK’İN şiirinden bir alıntı yaparak son veriyorum.

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebet bizimdir!

Muhabbetle…

29 Temmuz 2009

Osman GİRGİN

osmangirgin.haber@hotmail.com


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: