BÜYÜKŞEHİR BÜYÜTTÜ MÜ? | osmanlıhaber.com
haber oku

BÜYÜKŞEHİR BÜYÜTTÜ MÜ?

~ 14 Ocak 2015 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

osman girgin tiyatro

BÜYÜKŞEHİR BÜYÜTTÜ MÜ?

Zamanın hızla akıp gitmesi bazı zorunlu değişiklikler yapmak zorunda kaldığımızı hissettirmiş olsa da işin aslı öyle değil bence. Bizim zorunda kaldığımızdan dolayı yaptığımızı zannettiğimiz değişiklikler bile kendi kendimize verdiğimiz zarardan başka bir şey değildir.

İnsanlar toplu yaşamaya mecbur canlılardır, ne kadar topluluklar bazen bizi sıksa da. Birbirimizle beraber olmadığımız müddetçe dünyanın zevkini ve çilesini kaldıramayız. Onun için komşuluk, mahalle, köy ve şehir hayatları önemlidir. Toplu karar verme ve bir bilene danışma atasözlerimize bile girmiştir. İnsanlık yerleşik hayata bile geçmeden beraber yaşama yöntemi ve kurallarını icat etmiştir.

Özellikle komşuluk ve yardımlaşma hususunda söylenen sözler insanın yalnız yaşayamayacağı kanısını uyandırır. İş böyle olunca beraber yaşama birimleri olan mahalleler, köyler ve şehirler gün geçtikçe önem kazanmıştır. İnsanların toplu yaşadıkları yerlerde mutlaka bir yönetim şekli olmadır.  Bu yönetim şeklini kanun, adet ve gelenekler düzenler. Adet ve geleneklerden meydana gelen rahatsızlıkları eğitimle aşabiliriz. Fakat kanunla gelen rahatsızlıkların düzeltilmesi her zaman mümkün olmuyor.

Tarih yaşadığı zamanın rahatsızlığından isyan eden kişi, topluluk ve kabilelerle doludur. Bu rahatsızlık bazen yönetimden bazen bulunulan coğrafi bölgeden bazen de karşınızda beliren düşmandan kaynaklanmaktadır. İnsanlar rahatsızlıklarını aşamadıklarında topluluklardan kaçıp yalnız yaşamaya gitmişlerdir. Bunun da çözüm olmadığı aşikârdır.

Yaşadığımız yerlerin isimlerinin bir kanunla değiştiğinden dolayı büyükşehir tabiri ile karşılaştık. Her zaman olduğu gibi bunu beş duyumuzla tanımaya çalıştık. Elimizle dokunduk, gözümüzle inceledik, burnumuzla koklamaya çalıştık kavun gibi, kulağımızla dinledik ses çıkıyor mu diye ve dilimizle yalamaya tat almaya çalıştık en son olarak. Şuana kadar edindiğimiz bulgulara göre bu büyükşehir denen olgu bizi büyütmüyormuş, tam aksine küçültüyormuş da bizim haberimiz yokmuş.

Nasıl mı küçültüyor muş?

Örnek verelim 1881 yılında ilçe olan Nazilli şimdi, eskiden bir tüzel kişiliği olan köy bile değil. Ancak bir mahalle hükmüne düştü. Belediye başkanı da köy muhtarı değil mahalle muhtarı oldu. Yaşayanlarımızın bütün işleri büyükşehire kaldı. Yani yerinden yönetimin savunucuları yerinden yönetilmemeyi savunmuş gibi oldu.  Peki, neden büyükşehir tabiri bize hoş geldi. İsminden dolayı yani büyük ismini alınca büyüyecekmişiz gibi geldi de ondan. Demek ki kazın ayağı öyle değilmiş.

Biz hala bir iş yaparken objektif düşünmeyi beceremiyoruz. Yani dostumun bütün yaptıkları güzel, düşmanımın bütün yaptıkları kötü demeyi başarı kabul ediyoruz. Böyle olunca ahbap çavuş ilişkisi içerisinde kısır döngülerle yönetilmeyi başarı olarak görüyoruz.

Biz bundan yirmi yıl önce yaşadığımız yerin il olması için oy verirken bugün mahalle olması için oy vermiş oluyoruz. Bizden istenen oyu veriyoruz da bizim istediğimizi vermiyorlar. Yaşadığımız yerdeki bir aksaklık için taa büyükşehirlerden giderilmeye ne gerek vardı. Biz hep demez miyiz yakın düşman uzak akrabadan daha iyidir diye.  Dostlarımızı neden uzağa atıyoruz ki?

Özellikle yönetim birimlerinin isimleri büyüdükçe yöneticiler de kendilerini büyümüş kabul ediyorlar. Biz kendi icad ettiğimiz bürokrasinin altında ezilip gidiyoruz. Köy yönetimleri aslında en güzel yönetimlerdi. Bir problem mi var akşam heyeti toplar hallederdik. Şimdi? Şimdi zaten derdini anlatıncaya kadar derdinden öleceksin. Kapının önündeki çukuru, sokağındaki başıboş hayvanı, yapacağın bir damın ihtiyacını anlatıncaya kadar göbeğinin suyu çıkacak.

Bu makamdaki insanlarda senin bu derdini giderseler, acaba kişiye has bir uygulama mıdır diye kendilerini yiyecekler. Biz ne kadar çok seviyoruz yöneticilik oyunu oynamayı?

Neyi kimin için yönetiyoruz?

Yönetimler vatandaşlar için değil mi?

Vatandaş kendisini yöneten yöneticilerin unvanları büyüdükçe kendisinin küçüldüğünü fark ediyor.  Fakat vatandaş yönetici değil hizmet istiyor.

Nazilli bu sıkıntılardan ancak ve anacak tek şartla kurtulur artık. Yoksa bizim derdimiz ve sıkıntımız bitmez. Biz kendi şehrimizi önce büyüsün diye bekleriz sonrada böyle büyüklüğünün altında eziliriz.

Nazilli’nin tek kurtuluş yolu büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ancak il olmaktır. Yoksa artık tren kalmıştır.

Muhabbetle!..

Osman GİRGİN

Eğitimci-Yazar

osmangirgin.haber@hotmail.com

osmanlıhaber.com

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: