haber oku

DÜŞMANA YAVUZCA!

~ 02 Temmuz 2013 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

osman-resi-300x225

DÜŞMANA YAVUZCA

Tarihin her dönemi Türk Milleti’nin çıkardığı devlet ve gönül adamlarıyla aydınlanmıştır. Bunları bizim tanıyıp tanımamamız veya sevip sevmememiz hiç önemli değildir. Zaten onları tarih istese de, istemese de kaydetmiştir.

Bu şahsiyetlerin bizim atamız olmasından gurur duyanlar evlatları, duymayanlar ise kendi atalarını bulmaya devam edeceklerdir. İşte yine tarihin seyrini değiştiren, Müslüman Türk için birlik, beraberlik, dirlik ve düzen demek olan Osmanlı Devletinin 9. Padişahı, birinci Osmanlı halifesi, halifeliğin Abbasîlerden Osmanlılara geçmesini sağlayan (Hadîm’ul-Harameyn’iş-Şerifeyn)  Mekke ve Medine’nin Hizmetkarı, II.Bayezid’in oğlu, Kanuni Sultan Süleyman’ın babası Yavuz Sultan Selim Han ile beraberiz.

Babasının şehzadeliği nedeniyle Amasya’da 1470 yılında dünyaya gelen Selim, babasının padişah olmasının ardından Trabzon şehzadeliğine atandı. Yaklaşık 29 yıl şehzadelik yapan Selim, Osmanlı Devletinin başına geçinceye kadar birçok yararlılık ve fetihler yapmıştır. Cesur, atılgan, bilgili ve birliğe önem veren biri olan şehzade Selim, devletin içerisindeki bölünme ve başka akımların etkisinde kalan gruplara karşı büyük mücadeleler veriyordu.  Mücadelelerin en büyüğünü padişah olmak için veren Selim Han, sonunda zor da olsa devletin başına Sultan oldu.(1512)

İlk işi iç karışıklıkları düzeltme ve orduyu güçlendirme olan Sultan Selim, hayali olan doğudaki İslam devletlerini bir bayrak altında toplama çalışmalarını başladı.

Osmanlıdaki iç karışıklığının sebebi olarak gördüğü Şii Safevi Devleti yani Şah İsmail’in üzerine yürüdü. Çaldıran Ovasında bozguna uğrattığı Şah İsmail’i yok ederek doğu sınırlarını güvenceye aldı.(23 ağustos 1514)

Dedesi zamanından beri araları iyi olmayan Memlük devletini, Şah İsmail’in yanında yer alması ve birçok nedenden dolayı güneye inen Sultan Selim, Mercidabık Savaşı ile hem Memlük’leri hem de sultan Kansu Gavri’yi bozguna uğrattı.(24 Ağustos 1516)

Oradan Kudüs, Gazze’ye ve Memlüklerin başına geçen Tomanbay’ı, çölü beş gün içinde geçerek Ridaniye’de bozguna uğrattı.(22 Ocak 1517) Kahire’ye girerek Abbasi halifeliğini sona erdirdi.

Bu seferden çok büyük ganimetler elde edildi. Kıbrıs’taki Venedikliler Memlüklere verdikleri vergiyi Osmanlıya vermeye başladılar. Hazine ağzına kadar doldu. Yavuz Sultan Selim hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir.

Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.”

Bu vasiyet tutulmuş, sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı 400 yıl Yavuz’un mührü ile mühürlenmiştir.

İpek ve baharat yolları, Kutsal Emanetler ve halifelik Osmanlılara geçmiş oldu.

Halifelik programı Ayasofya’da gerçekleşmiş fakat Memlüklerin kullandığı (Kutsal beldelerin hâkimi) tabirini (Kutsal beldelerin hizmetkârı) olarak değiştirmiştir.

İşte bu Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim sekiz yıllık padişahlık döneminde Osmanlı Devletinin yüzölçümünü yaklaşık iki buçuk kat artırmıştır. Osmanlıyı gerek birlik ve dirlik gerekse huzur ve refah anlamında ileri taşıyan ve padişahlık yaptığı zaman itibarıyla en fazla çalışan ve kazandıran, saltanatı seferlerde geçti diyebileceğimiz bir padişahtır.

Osmanlının torunları bu günkü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olan bizler, Yavuz Sultan Selim’i sahip çıkmayıp kimi sahip çıkacağız.

Zaman zaman tarihin belli yerlerinden ve şahsiyetlerinden vurmaya çalışıyorlar. Bunlar bazen Ulubatlı Hasan, Yavuz Sultan Selim,  Kanuni Sultan Süleyman, bazen  de II.Abdülhamid’le karşımıza çıkarlar.

Yavuz Sultan Selim Müslüman Türkleri bir bayrak altında toplamamış olsaydı ne olacaktı hiç düşündünüz mü?

16.Yüzyılda Osmanlı Devletinin iç karışıklıklar yaşadığı ve Anadolu’nun yer yer parçalandığı bir zamanda kanuni Sultan Süleyman, Kanuni olabilir miydi? Başta Korkuteli olmak üzere Manisa, Erzincan ve doğu illerinin de içinde bulunduğu Şah İsmail tarikatı üyeleri ne kadar hüküm sürebilirdi. İstikrarı kavuşamayan Abbasilerle İslamiyet ne kadar yayılabilirdi?

Bizler tarihimizi yargılarken acımasız olmamalıyız. Bugün sıcak savaşların ve sınır değiştirmelerin az olduğu bir dönemde yaptığımız hatalara bakarsak ecdadımız bizlerden çok daha dinini ve milletini seven koruyan olduklarını görürüz. Bugün maddi veya manevi çıkarlarımız için söylediklerimizin hiçbirini atalarımız akıllarından bile geçirmemişlerdir.

Atalarımız bizlere yaşayabileceğimiz bir yurt bırakmışlar. Biz yurdumuzu korumaktan aciziz. Birde bize emanet bıraktıkları yurdun üzerinde yaşarken onların manevi hatıra ve emeklerine dil uzatmayalım. Tabiri yerindeyse yemek yediğimiz tabağı kirletmeyelim. Bizden sonra gelecek kuşakların aklını ve midesini bulandıracak fikirler atmayalım. Kısacası sinek olmayalım.

Bütün dünyanın Türk tarihine karşı savaşta olduğunu unutmayalım. Bu savaşın sebebinin de bizim büyüklüğümüz değil, geçmişimizin kahramanlıkları ve uygarlıklarıdır. Ne olur atalarımız kadar olamıyorsak bile, hiç olmasa düşmanlarının yanında olmayalım.

Çünkü Bizim atasözlerimiz gibi yerleşmiş bir sözümüz var.

-Dosta Yunus’ça, düşmana Yavuz’ca davranmalıyız.

Şimdi bu söz ne kadar güzel bir söz. Bundan kim rahatsız oluyorsa bu bizim düşmanımızdır. Yoksa sözdeki dosta davranış şekli olan Yunus bizim merhamet, hoşgörü, ilim, nezaket ve tevazuda bir ekolümüzdür. Rahatsızlık buradan değil. Peki, düşmana nasıl davranılır ki?

Bakınız bu konuda Yavuz Sultan Selim ne diyor:

-Ben devletime isyan edenle mücadele ediyorum. Devletime isyan eden kişi, tek oğlum Süleyman bile olsa tereddüt etmez kellesini alırım.

Dünya Osmanlı devletine ve Osmanlı Devletinin yöneticilerine hasretle beklemektedir. Biz bunu anladığımız gün yeniden dirilmiş olacağız. Dirilişimize vesile olması temennilerimle.

Muhabbetle…

Osman GİRGİN

osmangirgin.haber@hotmail.com


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: