KİMDİR BU ÜLKÜCÜLER? | osmanlıhaber.com
haber oku

KİMDİR BU ÜLKÜCÜLER?

admin ~ 17 Ekim 2012 ~ Genel, Manşetler

girgin resim

KİMDİR BU ÜLKÜCÜLER?

Tarihin her döneminde kendini düşüncesine adayan bu yolda önüne çıkabilecek bütün zorlukları göze almış insan ve insan grupları çıkmıştır. Bunlara yollarının doğru olup olmadığı sorulmaz. Ancak yaptıklarına bakabilirsiniz. Çünkü kendilerine göre mutlak doğrudadırlar.

Tarihe baktığımızda doğru veya yanlış birçok tarih değiştiren olayların, bunlar tarafından yapıldığını görürsünüz. Bu gruplar bazen çok az insana hitap eden marjinal sayılabilecek nitelikte bir grup olabilirken bazen de, büyük toplulukları arkalarından sürükleyen, rüzgarıyla dünyayı etkileyen bir halk hareketi olmuşlardır. Yaptıkları iş, ülkü ve amaçlarını, kendi düşüncelerini dünyaya yaymaktır.

Tarihin ilk dönemlerinde Çin Sarayı’na kırk çerisiyle basan Kürşat, tarihin ilk gruplarından birini oluşturmuştur. Bunu milli bir mesele yani millet sevgisi, aşkı için yapmıştır. Fakat zaman zaman bu gruplardan kişisel hırs ve tatminleri için yapanlar da çıkmıştır. Hele dini inançları ve inançlarından medet ve menfaat kazanmak için yapanların sayısı hiç de küçümsenecek derecede değildir. Sonuçta ne için, kimin için, nerede ve nasıl yaptığı önemli olmayan bütün gruplar dünyaya yeni bir pencere ve düşünme sistemi kazandırmıştır. Bazı gruplar başlangıcından sonra zaman zaman yön ve yöntem değiştirmişlerdir.

Bugün Hasan Sabbah’ın fedailerini ve grubunu tarihin hangi bölümünde işlememiz gerektiğini bilen yoktur. Çünkü gerek inanç yönüyle gerek kişisel kumanda yönüyle gerek siyasi yönüyle dünyanın en başarılı örgütlerinin başında gelmektedir. Günümüzün canlı bombalarının piridir. Ama hiçbir zaman bunun doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmaya gerek yoktur. Gerçek şudur ki, örgütünün mükemmelliği ve başarısıdır.

Günümüzün araştırmaları ve incelemeleri bu grupların ömürlerin kısa ve hareketli olduğu yönündedir. Bu grupların seveni ve sevileni değişmez. Yani akla kara gibidir.

Zamanın değişmesinden sonra bu gruplar, siyasi akımlar olarak kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır. Bütün düzenlerin kurucu ve idarecileri kendilerini başka veya değişik göstermeye çalışmaktadırlar. Bunlarında başarıları görüş ve ya akımlarının ömürleri ve yaptıkları işlerle ölçülmektedir. Her ne şekilde olursa olsun bütün düşünce sistemlerinin kökünde ilahi din ve öğretiler vardır.

Düzenlerin birer birer sona erdiği, yeni akımlar bulmada zorlanan dünya, her yeni gelişmeyi dikkatle takip etmektedir. Düzenlerin yeniden dünyaya hâkim olamayacağına karar verenler, günlük politika ve insanın rahatlığını ön plana çıkarmaya çalışmaktadırlar. Fakat unutulmamalıdır ki, sınırsız özgürlük her zaman anarşiyi doğurur. Bu da, Önüne kattığı her şeyi sürükleyen selden daha tehlikelidir. Ne inanç, ne milli duygu, ne ahlak,  nede insan hakları bırakır.

İşte bu şartlarda temeli Türkiye’de atılan buradan tüm Türk insanının yaşadığı yerlere yayılan “Ülkücülük” akımı bütün dünyanın dikkatine çekmektedir. Bu akımın en güçlü yanı tarihin en eski medeniyetlerinin kurucusu Töre ile Allah’ın en mükemmel ve son dini İslam dininin birleşmesinden ortaya çıkmasıdır. Yani Türk İslam sentezi denilen Müslüman Türk’ün davası olmasıdır.

İncelediğimizde ortaya çıkan tablo dünyanın en eski medeniyetlerinin kurucusu “Töre”nin İslam dini ile şereflenmesi, Türk Milletinin İslam ile müşerref olmasıdır. Elbette bu da bir eksiklikten ortaya çıkan ve zamanla olgunlaşan bir akımdır.

Kırk kusur yıldan bu yana özellikle Türk coğrafyasında hüküm süren bu akım doğru anlaşıldığı ve takipçilerinin yani Ülkücülerin yaşamaları ve yaşatmaları halinde dünyanın en büyük akımı olmaya namzettir. Yani yedi yüz yıl önceki Osmanlının tekrarıdır. Yeter ki dünya şartlarında kendini geliştirebilsin. Üzerinde oynanan oyunları görebilsin. Zamanın Çin ve Bizans oyunlarının günümüze uyarlanma şekillerini hissedebilsin.

Kimin ve hangi şartlarda kurulduğu bile araştırılmayan bu akım, her zaman can simidi olarak kullanılmıştır. Aslında bu Türk Milletinin kendi öz düşüncesidir. Her dönem aspirin gibi aranmış, tedavisinden sonra raflardaki yerine kaldırılmıştır.

Bazen vatan ve milletin korunmasında, bazen dinin korunmasında, bazen milletin siyasi istikrarında, bazen de şahsi menfaatlerin devamında hep yanlarında olmaları istenmiştir. Kırk kusur yıldan bugüne Türkiye Türklerinin tamamına yakını zaman zaman bu akımın içerisinde yer aldıklarını medya organlarının önünde göğsünü gere gere söylemişler ve bununla gurur duymuşlardır. Fakat hiç kimse kalkıp da kardeşim bu kadar şanla bahsettiğin davayı neden terk ettin diyememişlerdir. Çünkü “tencere dibin kara, senin ki benden kara”.

İşte beş bin yıllık Türk tarihinin töresine şeref, şan ve ölümsüzlük veren İslam dininin

birleşmesiyle ortaya çıkan ülkücülüktür. Bunu davanın kurucusu Başbuğ Alparslan Türkeş şöyle vurguluyor:

-Dünkü Ergenekon setinden geçerken önümüzde bir Bozkurt vardı. Bugün, Türklük için en iyiyi, en güzeli her ne pahasına olursa olsun elde etmek mücadelesine binlerce Bozkurt olarak yürümekteyiz. Yarın ise hür ve mesut ufuklara doğru milyonlarca Bozkurt olarak koşacağız.

Davasının geçmişini böyle anlatırken Töre’nin İslamiyetle birleşmesine ise:

-“Altında toplandığımız ülkücülük bayrağı aynı zamanda iman ve ahlak bayrağıdır.”

Diye dile getirmektedir.

İnceleyip baktığımızda belki bu güne kadar ortaya çıkan bütün fikir akımlarının tamamından farklı görünüyor. Kapitalizme, Komünizme, Faşizme, emperyalizme, liberalizme ve bütün izmlere karşı gelen tek akımdır. Fakat hiçbir zaman kendi sarayını kurmaya çalışmamış, sırça köşklerin içine girmemiş, inananlarından bir şeyler talep etmemiş kapitalizm emperyalistliğine ulaşmamış bir düşünce akımıdır.

Her dönem vazgeçilmez olmuşlar, her dönemin as adamı olmuşlar fakat suyun başına geçirttirilmemişlerdir. Suyun başına geçebileceği dönemlerde ya ihtilal olmuş yâ da dünyanın en kötü örgütü propagandasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Kendi ayakları üzerinde dururken vasat bir insan olan birinin, birisinin emrine girince dünyanın en iyi insanı olmasının psikolojisini hep yaşamışlardır(Tabi ki birisinin adamı olmayı kabul edenler.)

Biçilen rol bellidir. Ne olacaksın ne de öleceksin. Çünkü her zaman bu milletin sizlere ihtiyacı var. Sizlerin üzerinden siyaset yapan insanlar ve gruplar var.

Ticaretin, siyasetin, cemaatin, devletin, milletin, hükümetin, askeriyenin, hukukun, sporun, sanatın aradığı insansın, fakat kendin bunların başına geçeceğin zaman sen bu işi başaramazsın.

Vatan, milletin ve dinin tehlikede olduğu her dönem mücadelede sadece Ülkücüler vardır. Her zor zamanda hangi düşüncede olursa olsun millet şunu söyler:

-Nasıl olsa Ülkücüler var!

Çünkü tarih, ölümü göze almış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilmediğini yazdı.

Türkiye’nin her karış toprağında izin, her köyünde sesin, her kasabasında şehidin var, seninle uzaktan yakından haşır neşir olmamış insanın yok fakat sen hala istediğin yere gelememişsin. Neden?

İşte bunun en büyük sebebi, kapitalizmi ve günlük hayatın kendisi olan popülizmi aşamamış olmandır. Üç günlük makamların sana Bizans ve Çin oyunlarıyla verilişini bilmeyişindir. Bu tuzağa düşmen, hem kendini hem de davanı bitirmendir. Dünya sevgisiyle dava adamı olan yoktur dünyada.

Oysa Ülkücüler her devrin adamı değil, her devir adam olanlardır.

Şimdiye kadar beş bin yıllık töresi ve cihan şumul diniyle hareket eden ülkücülerin hiç kimseyi ırkçı, faşist ve emperyalist düşüncelerle uşak olarak kullanmadığı kesindir. Yine de kurucuları Başbuğ Türkeş’in şu sözünü çok iyi incelemeleri ve uygulamaları gerekmektedir.

-Ülkücüler, insanlık âlemi içerisinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdırlar.

Muhabbetle…

Eğitimci, Yazar-Şair Osman GİRGİN’İN “Bir Gülde Benden” kitabı (186-190)

osmangirgin.haber@hotmail.com


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: