KIYASLANMAK | osmanlıhaber.com
haber oku

KIYASLANMAK

~ 02 Şubat 2015 ~ Yazarlar

“Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa,

fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkins

KIYASLANMAK

Çocuklarımızın performanslarını arttıralım, daha üst seviyede bir gayret ve çaba içerisine girsinler diye çocuklarımızı bazı model almasını! İstediğimiz kişilerle kıyaslama yoluna gireriz. Onun için çocuklarımıza “bak ağabeyin şurayı kazandı, ne kadar çok başarılı, sen de kazanmalısın”, “komşumuzun oğlu Ahmet okul birincisi, senin ondan neyin eksik”, “senin bu imkanlarına sahip olamayan kişiler bile ne kadar çok başarılı”, ”benim bu imkanlarım bile yoktu ama, biz daha çok çalışırdık” gibilerden sözlerimizle çocuğumuzu daha iyi olmaya “motive!” etmeye çalışırız.

Aileler bu kıyaslamaları çocuğumuz daha başarılı olsun adına ve kesinlikle de iyi niyetle yaparlar. İyi niyetin tek başına sonucun da olumlu olmasını sağlaması çoğu zaman mümkün olmuyor. Unutmayalım hiç kimse bir başkası olmak istemez…

Çocuğumuzun gayretini arttıralım ve performansı yükselsin derken çoğu zaman olumsuz bir durum meydana getirmiş oluruz.

Sürekli kıyaslana çocuk, başarısından, ortaya koyduğu çalışmalardan memnun kalkınmayan ve bu açılardan yetersiz olarak algılanan çocuktur. Biz çocuklarımızı kıyaslarken aslında “başarın yetersiz”, “başarısızsın”, “sen şu kişi gibi olsan bizim için daha başarılı, daha değerli olurdun”, “…o kişide var olan şu özellikler sende de olsa daha iyi, daha değerli olurdun” gibi mesajları çocuğumuza iletmiş oluyoruz. Bu mesajları doğrudan vermiyoruz, ama söylediklerimiz çocukta o anlamalara sebep oluyor.

Ailemin gözüne girebilmem için, ailemin gözünde daha değerli olabilmem için “ağabeyim gibi olmalıyım”, “komşumun çocuğu gibi olmalıyım”, “beni kıyasladıkları şu kişinin başarısına ulaşmam veya onu geçmem lazım” düşünceleri çocuğumuzda kaygının artmasına, çocuğumuzun kendisini değersiz hissetmesine neden olur.

Önceleri “kıyasladığımız kişi gibi” olmaya çaba harcar ve “ailemin gözüne girmem için ben de onun gibi başarılı olmalıyım” düşüncesine kapılır ama daha sonra, sürekli kıyaslandığı ve önüne değerli olabilmesi “yeni hedefler!” konulduğu için “ağzımla kuş tutsam da anne babamın istedikleri birisi olamayacağım” düşüncesiyle her şeyi boş verebilir.

Kıyaslamalarla zaten kendi hedef ve idealleri hiçe sayılan, göz ardı edilen çocuk “hiçbir çaba harcamamaya!” çaba harcayabilir.

Sürekli kıyaslanan çocuk, başarısızlığı nedeniyle aşağılanan “çocuk”, “tembel”, “beceriksiz” damgası yiyen çocuk güvensiz olur, kendine olan güvenini ve “özüne saygıyı”, “benlik saygısını” kaybeder. Bu güvensizlik uyum ve davranış bozukluklarına sebep olur. Bu güvensizlik, hırçınlık, saldırganlık, taşkınlık, inatçılık davranışları sergileyebilir.

Sürekli kıyaslana çocuk, özelde kıyaslandığı kişilere, genelde de tüm insanlara kin ve nefret kıskançlık duymaya başlar. Önceleri başarılı insanlar ve kıyasladıkları kişilere karşı bir “kıskançlık” ve bunun devam etmesi durumunda da “nefret” ve “düşmanlık” tohumları yeşermeye başlar. Kıyaslanmada şartlı kabul ediş vardır.

Başarısı konusunda, dahası “başarısızlığına” sebep olarak diğer, “kıyasladıkları kişileri”, sonraları da “diğer bütün insanlar” görmeye başlar. Çünkü diğer “insanlar olmasaydı”, “kendisini kıyasladıkları kişiler” olmasaydı,” ailesi de kendisini değersiz görmeyecekti!”…

Kıyaslanan çocukları ulaşmaları gereken “hedefleri” yok, onu yerine “yenmeleri, alt etmeleri gereken” birileri vardır!…  Çünkü özelde kendisini kıyasladıkları ve genelde de bütün insanlar onun rakibi hatta düşmanıdır!

Her çocuk özeldir ve nasıl ki insanların parmak izleri farklı ise, yetenekleri, kapasiteleri, ilgileri, zeka düzeyleri birbirinden farklıdır. Bu farklılık tek yumurta ikizlerinde bile çok belirgin iken, çocuğumuzun “tek” ve “eşsiz” olduğunu neden kabul etmeyiz?

İnsanlarla ilgili araştırmalarda tek bir zeka türüne göre, genel bir zeka değerlendirmesine göre kıyaslamanın ne kadar yanlış bir değerlendirme olduğu artık tartışma götürmez bir gerçekliktir.

Her çocuk ayrı bir dünyadır ve farklı tercihleri, ilgi alanları, öğrenme türleri, yetenekleri, gelişim evreleri, özgeçmişleri, güçlü ve zayıf yönleri vardır.

Gardner, zekayı bir değil, birden fazla çeşit ile ortaya koyarak kişiler arasındaki yetenek ve zeka farklılıklarına dikkat çekmiştir. Bunlar; Bedensel zeka, sözel- dil zeka, görsel zeka, matematiksel zeka, müziksel-ritmik zeka, kişiler arası zeka ve içsel zekadır.

Bu çoklu zeka kuramından da anlaşılabileceği tek bir zeka türünden söz edemeyiz. Çocuğumuzu bu zeka türlerinden birisiyle değerlendirmeye tabi tutmamalıyız. Çocuğumuzun matematiksel zekası düşük olabilir ama, sözel-dil zekası yüksek olabilir ve o alanda kendisi geliştirebilir. O alanda yeteneklerini ortaya çıkarabiliriz.

Sınavların peş peşe yağmur gibi yağdığı haftalara girerken, çocuğumuzun önüne “ağabeyin gibi sen de …. Anadolu Lisesi’ ni kazanmalısın”, “şu kişinin aldığı şu puanları sen de alabilirsin, almalısın”, gibilerden kıyaslayarak çocuğumuzun önüne başkaları gibi olma hedefleri koymamalıyız. Başkalarının yaptıklarına, başardıklarına, puanlarına ulaşmalarını beklememeliyiz ve çocuklarımızdan da bunu istememeliyiz. “

Çocuklarımızın, başkalarıyla kıyaslanmak yerine, yetenekleri ölçüsünce yapabildiklerini, çabalarını, gayretlerini öven ve takdir eden sözlerimize daha çok ihtiyaçları vardır.Kıyaslanmaktan hoşlanan bir kimse var mıdır ki? Bizim çocuklarımız hoşlansın!

Biraz empati yapalım mı? Ya çocuklarımız bizleri “komşunun annesiyle”,”amcalarıyla”, “dayılarıyla” kıyaslasalardı… Kendimizi nasıl hissederdik? Lütfen bu soruya dürüstçe cevap verelim…

Metin KILIÇ

Psikolojik Danışman

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: