haber oku

MUHTEŞEM YÜZYIL!

~ 20 Aralık 2012 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

mail

MUHTEŞEM YÜZYIL!

İnsan, halife olarak gönderildiği yeryüzünde, kıymetini bilmediği değerleri kaybettikçe kendi değerinin de kaybolduğunu görüyor. Dünya insanların yaşamaları için yaratılan muhteşem gezegen. Bu gezegenin her yüzyılı muhteşemdir. Ama kime göre?

Türkler tarihin her döneminde yeryüzünün bağrına adlarını yazdırmışlardır. Bazen savaşlarıyla, bazen barışlarıyla bazen de medeniyetleriyle. Her yazılım birilerini gocundurmuş ve perişan etmiştir.

Ecdadımızın tek bir düşüncesi vardı, Allah’ın dinini daha ileriye nasıl götürebilirim, daha fazla insanla tanıştırabilirim. İşte bu düşüncenin içindeki insanların dertleri, Allah’ın merhametini, rahmetini, bereketini, barışını, sevgisini bütün insanlara göstermekti.

Tarihin altın sayfaları, Türklerin gerek Müslümanlıktan önce, gerekse sonraki başarı ve medeniyetleriyle doludur. Ama biz okumasını bilirsek. Çünkü bugün, yaklaşık üç yüz yıllık geçmişi olan Amerika Birleşik Devletleri dünyaya kendilerinin ne kadar büyük bir medeniyet sahibi olduklarını, dünya kültürünün ellerinde olduğunu göstermek için büyük bir kültür emperyalizmi başlatmıştır. Bunda da başarılı olmuşlardır. Özellikle televizyon ve sinemanın revaçta olduğu son yüzyılda Amerika istediğini istediği yolla elde etmiştir. Neden?

Çünkü kısacık tarihleri kan, gözyaşı ve soykırımlarla dolu. Yani suçlunun, üste çıkma psikolojisi.

-Yavuz hırsız ev sahibini bastırır cinsinden.

Tamam, bizim böyle bir korkumuz ve çekincemiz yok. Daha doğrusu gocunacak yaramız yok. Fakat kendi kendimizi doğru anlatamazsak, birileri gelir bizi yalan yanlış anlatarak bütün güzelliklerimizi yok eder. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN tarih hakkında söylediği söz burada ne güzel tezahür etmektedir:

-“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığa şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Evet, işte beş bin yıllık tarihi güzel yazamazsak veya güzel yazılmış tarihi güzel okuyup oynayamazsak olacağı budur.

İşte, yüz yıl sonra tarihin, atalarının, törenin ve inancın kıymetini bilmeyenlerin düştüğü durum:

-Bindiği dalı kesmek olur.

Bugün yetişmekte olan nesil, atalarını tanımayan veya onlardan utanan bir nesil olup çıkıverir. Yabancı hayranlığı ile kimin peşinden ne için gideceği belli olmaz. Hatta ve hatta bir kuşak sonrası yani bunların yetiştirdiği kuşak atalarını küfretmeye veya barbar demeye başlar. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Türklerdeki İngiliz hayranlığı veya Türkiye antipatisi kendiliğinden mi oluştu.

Hani bizim meşhur bir atasözümüzde dendiği gibi:

-Delinin biri kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz.

Lafı buraya getirmişken ben şu soruyu sormak isterim:

-Her millet kendi geçmişlerindeki kendilerine göre büyük saydığı kişi ve liderleri göklere çıkarmakla büyüklüğünü anlatmaktadır da,  biz niye kendi geçmişimizdeki insanların üzerine çıkarak veya onları karalayarak büyüklüğümüzü anlatmaya çalışıyoruz?

Kimdir bu batılıların “Muhteşem Süleyman” ı, doğulu ve Osmanlının “Kanuni Sultan Süleyman’ı?

Öncelikle belirtmek isterim ki, bahsedeceğimiz şahsiyet her şeyin ötesinde II. Osmanlı Halifesidir.

Batılıların “Muhteşem Süleyman’ına önce batıdan bir yazıyla başlayalım.

1525 yılında Venedik Büyükelçisi şöyle diyor:

-“Ben buradan daha mutlu bir devlet bilmiyorum. Her taraf Allah’ın nimetleri ile döşeli. Savaş ve barışı o kontrol ediyor, çok fazla altını, halkı, gemisi var ve bağlılık konusunda hiçbir devlet onunla karşılaştırılamaz. Tanrı, bütün imparatorlukların en adilini korusun.”

Aslında yazıyı burada bitirip: “Bir Venedik Büyükelçisi kadar olamadık” desek yeterliydi. Ama gel gör ki, o zamanda -bunun söyleyecek lafı yokta kendine göre bir adamın sözünü yazmış diyecekler.

Kanuni Sultan Süleyman, 46 yıllık hükümdarlığı döneminde Avrupa’ya on, Asya’ya üç büyük sefer yaptı. Babası Yavuz Sultan Selim’den devraldığı 6.557.000 kilometre kare Osmanlı Toprağını, otuz sene içinde katıldığı 25 seferle, 14.893.000 kilometre kareye ulaştırdı. Bu insan sarayda ne zaman kalmış. Zaten toplasan üç beş sene yapmaz.

Avrupa’yı bitirip İran’a ulaşan, Akdeniz’i haçlılardan temizleyen, son nefesini at sırtında veren II. Osmanlı halifesi hakkında ne söylenebilir ki?

Onun zamanında İstanbul’da ilkokul sayısı on dört, okumak isteyenlerin gittiği ve gramer, dilbilimi, mantık, metafizik, felsefe, geometri, astronomi, coğrafya ve tasarım gibi derslerin okutulduğu medrese (lise) sayısı sekiz imiş.

Bu Sultanın, bugün bile birçok devlet adamı tarafından kılavuz olarak kabul edilen ve “adalet çemberi” olarak isimlendirilen yönetim formülü de şöyle imiş:

“Devleti kontrol etmek için büyük bir ordu gerekir,

Bu orduyu desteklemek için ise büyük bir zenginlik gerekir,

Bu zenginliği elde etmek için halkın refah içinde olması gerekir,

Halkın refah içinde olması için ise kanunların adil olması gerekir,

Eğer bunlardan herhangi biri ihmal edilirse devlet çöker.”

Eğer bundan beş yüz yıl önce Kanuni Sultan Süleyman’ın saray entrikaları bu şekilde cümle âleme gösterilecek veya dedikodusu yayılacak denmiş olsaydı her Osmanlı evladı o milleti ortadan kaldırmak için and içerdi.

Ama gel gör ki, başkasının yapmaya cesaret edemediği işleri biz kendi kendimize yaparız. Birde övünürüz. Bilmem kaç ülkeye satıyoruz diye. Daha az bile satıyorsunuz. Bütün dünya alır. Çünkü onlar yapamadıklarını daha az maliyete yerli işbirlikçilerine yaptırıyorlar. Eğer başka millet yapsa yapımcı Selman Rüşdi’ye dönerdi.

Bence yapan, satan alan ve sıkı sıkıya sahip çıkan herkes haçlı zihniyetindedir. Vaktiyle Kanuni’nin zarar verdiği akımın devamıdır. Elbette bu tarihi dizi değildir. Ama o zaman isimleri değiştirsinler. Bugünün dizi seyrederleri yıllar sonra Kanuni Sultan Süleyman denince neler söyleyecekler?

Türk kültürünü, dinini, töresini ve tarihini korumanın sağcısı solcusu olmaz. Siyaset de olmaz. Bu konuda en küçük bir hassasiyeti gösteren bile kahramandır. Bunu dile getirenlerden Allah razı olsun.

Tabi ki benim yazılarımın da fikir kargaşasından ve kirliliğinden öteye gidemeyeceğinden eminim. Olsun!  Maksadım ise, bu konuda niyetimin ve safımın belli olmasıdır.

Muhabbetle…

17 ARALIK 2012

Osman GİRGİN

Osmanlıhaber.com

Osmangirgin.haber@hotmail.com

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: