haber oku

ON DOKUZUNCU YIL

~ 03 Nisan 2016 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

osmangirgin (2)

Yıllar ne çabuk geçiyor. Saymayı şaşırdığını zannediyor insan zaman zaman. Yıllar insanların lehine mi aleyhine mi işlediğini çok kere düşünmüşümdür. Zamanın ne olduğu hiç kimse tarif edememiştir. Birçok düşünür bu konuda söz söylemiş olsa da benim en fazla sevdiğim tanım Üstad Necip Fazıl’dandır.

-Nedir zaman, nedir?

Bir su mu, bir kuş mu?

Nedir zaman, nedir?

İniş mi, yokuş mu?

….

Zaman insanın ilacı olduğu kadar derdidir de. Zamanın öğüttüğü bizler hiçbir zaman öğütülmekten kurtulamamışızdır. Zamana meydan okumanın tek yolu çağlar ötesini görebilmek ve ona göre yaşamaktır.

Sonunu düşünmeden yaşayanları biz kahraman olarak nitelendiriyoruz. Onlar zamanlarını düşünerek değil, ideallerini düşünerek yaşamışlardır.

İşte çağlara meydan okuyan koca çınarın aramızdan ayrılışının on dokuzunca yılında sizlerle beraberiz.

Daha dün gibi hatırlarlar bilenler, yaşayanlar, gözyaşı dökenler ve hatta ve hatta sevinenler. Sevinenler dediğim o insanlar bile buruk bir acı hissettiler. Mert bir düşmanı yitirdikleri için.

“Öyle bir yaşamalısın ki öldüğünde tabutçu bile matem tutsun.”

Bu söz benim sözüm değil ama okuduğum ilk günden bu yana bu sözü yaşamaya çalışırım. Bunun yanında hem söylerim hem de yazarım.

İşte on dokuz yıl önce öyle birisini gömdük toprağa. Toprağa gömdük derken, büyük bir emre itaat ederek yaptık bu görevi. Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz.

Duyduğumda inanamadığım, şaşırdığım ve o değildir dediğim kişilerden biridir Başbuğ Alparslan Türkeş’in ölümü.  O akşam bir dost meclisinin bulunduğu yerde misafirdim. Gelen telefonla meraklandım. Çünkü arayan kimin öldüğünü söylememişti. Belki de söyleyememişti. Sadece televizyonu açıp öğrenin demişti.

Aradan geçen on dokuz yıl dile kolay değil mi? Bu neredeyse bir kuşak demek. Buna rağmen o günden bugüne arakasından çok şey yazılıp söylendi. Herkesin sözü kendine göre doğrudur. Unutmamak gerek ki neler söylenirse söylensin herkes kendi kafasındaki Türkeş’i yaşıyor.

Ölüm Allah’ın emri fakat ölünün ardından hayırla yad etmek gerek. Memleketin zor durumlarını kendi doktrinleriyle aşmaya çalışan Son Başbuğ Alparslan Türkeş’i ölümünün on dokuzuncu yılında hayırla yad ediyorum. Mekânı cennet olur inşallah.

Cenazesindeki milyonların gözyaşları onun şahidi olup vatan ve millet sevgisi için yanıp tutuştuğunu söylerler inşallah.

Yazımı kendi sözleriyle bitirmek istiyorum.

– Başka milletlerin kurt olarak yetiştirildiği bu devirde, nesillerin kuzu olarak yetiştirilmesi bir suçtur, bir gaflettir, bir ihanettir. Bir devlet adamı kendi vatanının jeopolitiğini, toprağının istihsal gücünü, bunların üstünde Türk insanının kabiliyetlerini, cevher-i aslisini, toprağını eşen, makineyi çalıştıran o nasırlı eli, Allah’a yükselen o şerefli alnı tanımak, bilmek mecburiyetindedir.

Milletimiz tarihin hangi çağında kendinden başkalarına özenmiş, başkalarına benzemeğe gayret etmişse zaafa düşmüş ve devleti dağılmıştır. Ne zaman kendine dönmüş, kendi benliğinin cevherine dayanmışsa dünyaya titreten bir güç olmuştur. Bilge Kaan’ın Orhun taşlarına kazdığı ebedi öğüt gerçeği bildiriyor. ”Ey Türk titre ve kendine dön.”

Muhabbetle!..

30.03.2016

Osman GİRGİN

osmangirgin.haber@hotmail.com

osmanlıhaber.com

 

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorumlar kapalı.