ŞEN OLA NAZİLLİM, ŞEN OLA! | osmanlıhaber.com
haber oku

ŞEN OLA NAZİLLİM, ŞEN OLA!

~ 04 Eylül 2013 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

girgin-resim1

ŞEN OLA NAZİLLİM, ŞEN OLA

Memleketimin hangi bucağına gitseniz bir yaslı günü vardır. Tabii ki bu da memleket insanımın, milletimin neler çektiğini gösteriyor. Yine aynı şartlarda yaslı günden daha fazla kurtuluş ve düğün günleri vardır. Bu da gösteriyor ki, milletim hiçbir zaman esaret ve işgal altında kalmıyor. Bunları bayram olarak telakki etmemiz de gösteriyor ki, milletçe ağlayıp, milletçe gülüyoruz. Hani halk ozanının tabiri ile:

-Ölümü var? Herkes aylar, düğün mü var? Herkes çıkar oynardı.

İşte yine beraber ağladığımız, beraber zorda olsa güldüğümüz bir kurtuluş günümüz daha geldi. Neden zorda olsa dedik? Çünkü bu memleket insanı çok çekti Yunan cavurundan da ondan. Tabii bu Nazilli İçin bayram kadar önemlidir. Çünkü işgal günlerinde, bayramların tadı tuzu mu vardı ki? Bu memlekette üç yıl bayram mı yapıldı ki?

İşgalin geldiği günler Nazilli sokaklarında yas, çığlık, beddua, dua, düşmanın zafer narası ve hayvanların kişneme sesi hâkimdi. Yerli Rumlar kendi yandaşları ve bekledikleri günün gelmesinden dolayı sokaklarda cirit atıyorlardı. İşgal kuvveti askerleri ise, kimin namusunu ve malını alabilirim düşüncesiyle hafiyelik, eşkıyalık, canilik ve ırz düşmanlığı peşindeydiler.

Nazilli’nin yerli düşmanları tabiri yerindeyse “yediği çanağı pisleyen” itleri sabahtan akşama, yeni gelen canilere çalışıyorlardı. Hem de nasıl? Zamanın zengin ve nüfuslu insanları gibi kasılarak. Bunlar sanki ömürleri boyunca bu günü bekliyorlarmışcasına. Allah hepsinin hesabını hem bu dünyada, hem de ahir dünyada soracak. Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hakkını alacağı ahir dünyada.

Allah göstermesin aynı durum bugün olsa, daha fazla sevinen olacak gibi geliyor. Milletlerin tarihlerine bakınca üzerinden geçen seksen yedi yıl pek fazla değil. Bunların sayıları daha da çoğalmıştır. Birde yalaklarını ve salaklarını eklersen ciddi sayılar çıkar ortaya. İnsanların ne için ve nasıl yaşadıkları pek belli değil. Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Saddam putunun üzerindeki insanların sayısından daha fazla burada sevinecek insan var unutmayınız.

Nazilli’de yakılan evlerin, ırza geçilen kadın ve kızların, çalınan altın ve paranın ve hatta öldürülen hayvanların hesabını kim verecek. Buyurun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidip Tazminatımızı alalım.

Nazilli sokakları bir konuşsa da, yukarıda saydığım insan ve insan gruplarını ve yaptıklarını söylese. Söylese da dost düşman ortaya çıkıverse. Bugün üç kuruşluk menfaat için insanı ve toplumu satanlardan ne beklenir. Bunlar gelen düşman ordularının üzerine bahis bile oynarlar. Nasıl olsa vatan herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Oynamayanlar ne yapıyor ki? Peşkeş çekiyor.

Nazilli için “5 Eylül ”ün önemi çok büyük. Bu büyüklük çektiği acı ve sıkıntıdan geliyor.

Nazilli, düşman işgali altında inleyen dertli şehirdir. Bir düşmanın yapabileceği bütün düşmanlıkları yaşayan, gören çilekeş şehirdir. Çünkü Nazilli’nin düşmanı Yunan idi. Hadi düşmanın iyisi kötüsü olmaz ama. Yine de “Nazilli’nin düşmanı Yunan idi” diyorum.

Nazilli tarihin en büyük yakımını ve yıkımını şimdilerin medeni Avrupası dediğimiz ülkelerden gördü. İnsan olanların yapamayacağı işkenceleri yapanlar hala Anadolu insanının barbar olduğunu bağırır dururlar. Birisi kalkıp da sormaz. Onlar barbar olsa sen olur muydun? Sen bağırabilir miydin?

Nazilli’mizin kurtuluşu ve çektikleri üzerine yazılan bütün yazılar doğru. Fakat yetersizdir. Çünkü gerçekten Nazilli’miz, üzerindeki canlıları ile yakılan, yakılmayanların daha büyük bir eziyet içinde bizi de yakın diye bağrıştığı bir şehirdir.

Özellikle genç ve yeni neslin bunları çok net ve gerçekçi yollardan öğrenmesi gerekir. Yoksa hem atasını hem de atasını eziyet eden düşmanını öğrenemez.

Kurtuluş günlerinde gelen iki sanatçı ile güzel Nazilli’mizin düşman işgalinden nasıl kurtulduğunu anlatabilir misiniz?  Bugünün manevi havasını verebilir misiniz? Gelen sanatçılar bayramını kutlamada. Güzel! Ama kurtuluş ve mücadele tam olarak anlatılmıyor. Eskiden temsili tiyatrolar olurdu. Şimdi onlarda yok.  Belki dostlarımız da! Yanlış anlar. Başka milletler olsa, kurtulan her şehir için sinema filmi yapar da, bütün dünyaya pazarlardı. Anadolu efsanesini sağır dünyaya anlatırdı. Biz daha dünyaya haklı davamızı anlatamıyoruz.

Birde anlamadığım olay, kurtuluş günlerinde yabancı sanatçı veya dans topluluklarının gelmesi. Biz bu memleketi şer’inden kurtardığımız milletlerin veya benzerlerin dans topluluklarını getirip, onlardan kurtulduğumuz gün şerefine seyredip alkışlayacağız. Neden?

Başka bayram seyran yok mu? O zaman gelsinler. Dostluk kardeşlik ve bayram havası o zaman oluşsun. Yoksa ben:

“Bu ne perhiz, ne lahana turşusu” diyesim geliyor.

Bu memleket insanının çektiklerini küçümsememek gerekir. Düşmanlıklarını dikkate almak gerekir. Hatta bu gün bu düşmanlıkları dikkate almayanları mutlaka bilinçlendirmek daha da olmuyorsa soyunu bakmak gerekir. Çünkü yapılan sadece masum bir vatan edinme savaşı değildi.

Bu savaş, Avrupalı devletlerin bin yıllık kin ve düşmanlığını, maşa devletler vasıtasıyla milletimizin üzerine kusmasıdır.

Bu kurtuluşta en büyük pay sahibi olan Milli Mücadele kahramanlarını hiçbir zaman unutmamak ve unutturmamak gerekir. Efelik bu yörenin, bölgenin kahramanlık sembolü haline geldiyse bunda yiğit, fedakâr, cefakâr, adaletli, mert ve cesur bölge insanının hakkı vardır.

Bugün nedeniyle, Milli Mücadelede bulunmuş, emeği geçmiş, bütün vatan evlatlarını minnetle, şükranla anıyorum. Ebediyete gitmiş olanları da rahmetle anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Milli Mücadele insanlarını, oyunlarını, kıyafetlerini ve yerlerini sahip çıkma geçmişimize sahip çıkma olacağından da bu konuda fikir, ter, para ve yardımcı olanları da teşekkür ediyorum. Gelecek kuşaklara unutturmamamız gereken en önemli mirasımızdır.

Muhabbetle…


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: