TESETTÜR | osmanlıhaber.com
haber oku

TESETTÜR

~ 22 Ekim 2014 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

DSCF0783

TESETTÜR

Son günlerde yine inançla ilgili konularda ahkâm kesmeler başladı. Bunların konuşulup tartışılması elbette güzel fakat bunu yapanların bu konuda yetkili ve bilgili olması gerekiyor.

Bilgili ve yetkili kişilerin olmadığı toplantı, tartışma ve açık oturumlarda telafisi mümkün olmayan yanlışlıklar ve yanlış anlaşılmalar olmaktadır. Bir zamanlar sokaklarda “kahrolsun şeriat” diye yürüyenlerin hiçbirisi şeriatın ne demek olduğunu bilmiyordu. Şimdi birisi kalkıp “ben biliyordum” derse onun hali daha da içler acısıdır. Çünkü o dinden çıkmıştır.

Neden mi?

Şeriat demek İslam dini demektir de ondan.

“Kahrolsun İslam dini” diye yürüyen veya bağıran insanın Müslüman olması veya kalması mümkün müdür?

Bugünlerde de tesettür tartışmaları ve bilgisizce söylenen tesettür karşıtı sözlerle yatıp kalkıyoruz. Tabi bu gündem kendiliğinden oluşmadı. Orta öğretim yönetmeliğinden tesettürü yasaklayıcı maddenin kaldırılmasıyla oluştu.

Öncelikle şunu bilmek gerek, nedir tesettür?

İslam’da tesettürle ilgili ayet ve hadis var mıdır?

İslam tesettürü şart koşuyor mu?

Tesettür dini bir emir midir?

Kimler tesettürü uygulamalıdır?

Herhalde bu soruların cevaplarından sonra tesettür hakkında daha dikkatli ve bilinçli konuşmaya başlarız. Karşımızda ve ortalıkta konuşanların birçoğu bu çağdaki gençlerin yaşlarının küçük olmasından dolayı tesettürlü olmalarına karşı çıkıyor. Daha doğrusu bu gençlerin kendi aklı ve düşünceleriyle tesettüre giremeyeceklerini ancak ailelerinin yönlendirmesiyle böyle bir davranışa sürüklenecekleri konusunda itiraz ediyorlar.

Öncelikle şunu iyi bilmek gerekir ki çocuklar ve gençler kendi ayaklarının üzerlerinde duruncaya kadar ki sorumlulukları ailelerine aittir. Bu konuda zaten bir zorlama ve dayatma varsa bu sonradan bitecektir. Herkesin kendi çocuğu üzerinde söz söyleme hakkı olması gerekir. Biz birçok olumsuz ve toplum hayatını bozan konulardaki davranış sahibi gençleri eleştirirken önce ailelerinden başlamıyor muyuz?

Tesettür herkesin bildiği örtünme anlamına gelmektedir. Biz öyle kullanıyoruz. Bu tabir ve davranışı da ilahi dinlerden çıkarıyoruz. Peki, ilahi dinlerde bununla ilgili ayet ve hadisler var mı diye bakarsak, başka dinleri bilmem ama bizim dinimizde bununla ilgili olan ayeti kerimelerden birini yazalım:

“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp, kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhamet edicidir.” (el-Ahzâb, 33/59).

Evet, şimdi bu ayeti kerime tesettür için açıklayıcı bir ayeti kerime değil midir? Onların yani kadınların tanınmaması bana göre vücutlarının tanınmaması, bu tanınmamadan dolayı da sarkıntılık yani rahatsızlık verilmemesi için kadınların örtünmesini istiyor. Bu isteme Allah’ın ayeti ile olunca farzdır.  Aslında bu normal günlük giyilen elbise üzerine alınan örtüler anlamındadır. Bunu pardösü ve vücudun her tarafını örten şal anlamında da değerlendirebiliriz.

Buradaki tek gaye vücudun ortaya çıkmaması ve kendisine zarar gelmemesi içindir. Yani günümüzdeki gibi hem zarar gelmesin hem de kadın istediği gibi giyinsin mantığı yoktur. Sınırsız özgürlüğün özgürlük olmadığını hep savunmuşuzdur. Kadının istediği gibi giyinmesi sınırsız özgürlük değil midir?

Peki, Allah’ü Teâlâ insanı dünyaya gönderirken başıboş olarak mı gönderdi?

Sınırsız hayat tarzı giyinmede geçerli olursa her konuda geçerli olur ki, bu da insanı inançsızlığa ve şirke götürür. O zaman bizim firavunlardan veya inanmayanlardan ne farkımız olur. Düşünün erkeklerde istediğimiz gibi giyiniriz veya geçmişte yanlış olarak bildiğimiz, duyduğumuz “erkek adamın malı meydanda olur” sözüne göre hareket ederlerse hayvanlardan ne farkları kalır.

Bakınız tesettür konusunun daha çok işlendiği surelerden biri olan Nur Suresi’nde Allah’a Teâla ne buyuruyor:

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar.

Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin” umduğunuza nail olasınız” (en-Nûr, 24/31).

         Sadece örtünmeyle kalmıyoruz aynı zamanda gözlerimizi haramdan sakındırmamız gerekiyor. Bunları uygulayıp ırzımızı korumazsak yine fayda yok. Çünkü ırzımızı korumak bütün insanlar için farzdır. Bizim bununla ilgili atasözümüzde yok mudur?

Kadını er değil, ar korur.

Kadının kendiliğinden görünen yerleri haricinde (el, ayak ve yüz) açık olması dinen haramdır. Ama bu ayetteki gibi dışarıya çıkarken uygulanacak. İçeride ise yine ayrıntılarıyla verdiği kocası, babası, kayınpederi, oğlu, kocasının oğlu, kendi erkek kardeşi, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından (yeğenlerden) kadınlardan, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmamış hizmetçilerinden, (erkeklik duygusu varsa yine sakınacak) vücut hatlarını veya cinselliği bilmeyen çocuklardan sakınmalarına gerek yok. Buradaki gerek yok tabiri onların yanlarında çıplak dolaşabilir değil, elbiselerinin üzerine dış elbise, üst elbise almadan durabilirler.

Yani bizim şu dışarıda dolaştığımız elbiselerle yukarıda saydığımız birinci dereceden akraba olan kişilerin yanlarında bile duramazlar. Zaten sokaktaki bu elbise denen aldatmalarla ve başı açık bizim analarımız yatağa bile girmezdi. Çünkü böyle olan kadınların odalarına melek gelmez diye.

Peki, o zaman melekler şimdi nerelere gelemiyor bir düşünseniz ya!

Ayeti kerime devam ediyor. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Şimdi biz her şey meydanda iken bile otuz metreden geldiğimiz belli olsun diye ses çıkaran ayakkabılar veya ses çıkartabileceğimiz ayakkabılar almayı tercih ediyoruz. Hele apartman ayakkabıları neden giydiğimizi siz anlatın.

Sonunda da Allah’u Teâlâ herkesin günah işleyebileceğini bildiği için kendisine tövbe etmemizi istiyor ki, Allah kendisine karşı yapılan bütün tövbeleri kabul eder. İnşallah bu yaptıklarımızın hata olduğunu bilir bir an önce kendimize geliriz.

Bir başka ayeti kerimede ancak belli yaş üzerindeki kadınlarımız için biraz yumuşak bir emir göndermiştir.

“Ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar zinet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında onlar için bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır” (en-Nûr, 24/60).

         Burada özellikle evlenme ümidi kalmamış kişiler tabirinden anlıyoruz ki, tesettürün tamamı kadını korumak ve ne kadar değerli olduğunu hissettirmek içindir. Bu yaştaki kadınlarımız dahi bugünkü şekilde duramazlar. Sadece üst elbisesi almayabilirler. Yine el yüz ve ayaklar harici kapalı olacak.  Birde üst elbisesi alırlarsa kendileri için daha hayırlıdır diyor yüce yaratıcımız.

Ayetleri baktığımızda bu günkü şekilde dolaşmanın dinde hiçbir şekilde yeri yoktur. Müslümanım diyen insanın bu şekilde dolaşmaması gerekiyor. Dolaşırsa ne olur sorusuna inkâr etmediği sürece günahkâr olur. Bu dönemde de bu şekilde dolaşılmaz ki diyen veya bununla ilgili yapılan düzenlemelerin inkârında dinden çıkar.

İsterseniz bununla ilgili birde hadisi şerif yazalım. Bakalım Peygamber (sav.) ne demiş:

Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığırkuyruğu gibi kamçılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biride bir takım kadınlar topluluğudur ki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremeyecekler, kokusu şu kadar! Şu kadar! Yürüme mesafesinden alındığı halde bunlar cennetin kokusunu da bulup alamayacaklardır. (Müslim – sahih bab: libas ve’l- zineh hadis nr.3971)

         Peygamber (sav.) iki sınıf insandan bahsederken adeta kendisinden sonraki olayları görmüşçesine haber veriyor. Bunlardan birincisi elbette insanları kötü davranan guruplardır ki onları başka bir yazıda anlatmak gerek.

İkinci guruba gelince bunlar giyinik çıplaklar yani hadisi şerif açıklamasıyla görenleri yoldan sapıtan ve kendileri haktan sapanlardır. Günümüz dünyasına ne kadar benzemektedir, giyinik çıplaklar tabiri. Çünkü giyinik olmaları açık olmalarından daha tehlikelidir. Belki açık olsalar vücut hatları bu kadar ortaya çıkmayacaktır.

Bugün tesettürlü bir bayanın kısa kollu bluz veya vücuduna yapışan pantolon giymesi, vücudunun bir parçasını gösteren etek veya dar etek giymesi, şeffaf, ince gömlek veya pantolon giymesi, makyaj yapması yukarıdaki ayet ve hadisler ışığında ne kadar İslam’a uygun acaba?

Bir de şu başörtülerinin altındaki saçlarını hadis-i şerif tabiri ile deve hörgücü gibi toplayıp bağlayanların ben bu hadisi şerif-i bildiklerini inanmıyorum. Yoksa hadisi-i şerifte söylenen cennete giremeyecekler tabirini hiç kimse göze alamaz. Boş ver girmeyi yakın mesafedeki kokusundan bile mahrum kalırlar sözü cezaların en büyüğü değil midir?

Müslüman kadınlar İslam tarihi boyunca kadınlıklarını ve dişiliklerini dışarıda gizlemeye çalışmaları kendilerinin farkında olmamalarından değil İslami yasaklardandır. Yoksa sadece bu günün kadınları mı kendilerini keşfedebilmişlerdir. Giyinik çıplaklıktan şiddetle kaçınmamız gerekir. Başımıza bir başörtü alarak tesettür olmuyor arkadaşlar. Tesettür bütün vücutta olması gerekiyor.

Tabi şimdi birçok tesettürlü arkadaş bana diyecek ki açıklara hiçbir şey demeyecek misin? Onlar zaten açık olduğunu ve Allah’ın emirlerini uymadıklarını biliyorlar. İnşallah günün birinde onlarda uyarlar. Ama kesinlikle inkâr etmesinler, alaya almasınlar. Yoksa dinden çıkarlar.

Peki, bu tesettür ne zaman başlar?

İşte asıl mesele budur. İslamiyet’e göre Allah’ın emir ve yasaklarından sorumlu olma (mükellef olma) yaşımız bizim kanunlarımız gibi on sekiz yaşı değildir. Bu yaş erkeklerde (12-15) kızlarda (9-12) yaşlarıdır. Yani 15 yaşını aşan, bugün liseye giden her erkek, 12 yaşını aşan her kız bu kuralları harfiyen yerine getirmek durumundadır. Demek ki bizim askere gidinceye kadar daha çocuktur dediğimiz gençlerimiz, ortaokul yedinci sınıftaki ve üzeri kızlarımız çocuk değilmiş. Daha bu sınır en üst sınırdır. Bu yaştan daha önce akıl baliğ olan bir sürü gencimiz var. Bunlarda bu yaşlarına bakmadan Allah’ın emir ve yasaklarından sorumludurlar.

Günümüzde birçok gencimiz bilinçsizlikten dolayı kendi sorumluluklarını bilmemekte ve kendini çocuk olarak görmektedir. Aslında onlarında işine geliyor. Allah hiçbir zaman kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez. Yukarıdaki bahsettiğimiz yaştaki bütün çocuklarımız bu görevi tam ve eksiksiz yerine getirebilecek kabiliyet ve güçtedirler.

Şimdi bu olaylar karşısında şöyle savunma yapan bir gurup peyda oldu. “sizin niyetiniz kötü olduğu için aklınız fikriniz belden aşağıya çalışıyor. Küçük çocukların bacaklarıyla veya giyim kuşamlarıyla uğraşıyorsunuz.” Bu sözü kime söylüyorlar bilmiyorum fakat bu sözü kimse üzerine almaz. Yukarıdaki sözler Allah’ın sözüdür. Haşa! onların sözleri Allah’a gitmektedir. Siz siz olun ağzınızdan çıkan lafı mutlaka duyun. Yoksa pisipisine dinden de oluruz.

İslamiyet hiçbir zaman sivrisinekle uğraşmaz, bataklığı kurutur. Tabi bunu anlamayanların ömürleri sivrisinekle mücadelede geçer.

Muhabbetle…

 

20.10.2014

Osman GİRGİN

 

 

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: