haber oku

ZOR GELİR

~ 02 Nisan 2013 ~ Genel, Manşetler, Yazarlar

NAZLLL_RETMEN_OSMAN_GRGN_SCL_AMRLERNE_KTABINI_HEDYE_ETT_4

ZOR GELİR!

Milletimiz, tarihin her döneninde kazandığı zaferlerle nasıl dimdik ayakta kaldıysa, içerisindeki birçok buhranlı zamanları da, lider olarak doğmuş, lider olarak dünyayı terk etmiş büyük şahsiyetler sayesinde aşmıştır. Böyle kişiler yüz yılda bir gelir. Hele hele başbuğ gibisi zor gelir!

Beş bin yıllık Türk tarihinin her dönemi, yetiştirdiği liderler ve başbuğların sırtında yükselmiştir. İşte bu kişiler Türk’ün dünya devleti ve bağımsızlık sembolü olmasına vesile olmuştur. Bunların sonuncusu Yirminci yüzyılın bilge lideri, cesur, kararlı, ileri görüşlü, davasını kendisinin üstünde gören Başbuğ Alpaslan Türkeş’tir.

Ömrü boyunca rahat yüzü görmeyen, bütün hal ve hareketleri kontrol altına alınmak istenen, sürgünlerde, tabutluklarda, mahpushanelerde çile çeken, mahkemelerde hep savunma yapmak zorunda kalan dünya liderinin, kendi ülkesinde milletinin davasını savunmasından dolayı “parya” durumuna düşmesi herhalde bir millet için ne kadar hicap duyulacak bir konudur.

“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” sloganı ile bütün Türklerin bağımsızlıklarını ve istiklallerini amaç edinen, seksen yıllık hayatın bizatihi elli üç yılını davanın ve mücadelenin içinde geçiren, hayatı boyunca Türk milletinin kendi benliği ve inancı ile gelişmesi için mücadele veren, kendini anlatmak için hep çalışan, Çok kırılan fakat hiç eğilmeyen lideri kendisi için şunları söylüyordu:

“Elhamdülillah, inanmış samimi bir Müslüman’ım, fanilik hissine âşinâyım. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu biliyorum. Şu anda burada bulunuşumuz da, inanıyorum ki, her şeyden evvel bir kader tecellisidir, ilahi bir imtihandır. Sabır ve şükürle karşılıyor ve imtihandan da yüz akıyla çıkmayı bize nasip etmesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum. Rahmet ve şaşmaz adalet ümidimiz yalnız Allah’tandır. Ben burada önce Allah’ın huzurunda, sonra tarihin ve milletin huzurunda olduğumun huşûu, mesuliyet ve vâkarı içinde konuşacağım. Benim için bir hesap verme bahis konusu ise, o hesabı milletime ve tarihe vereceğim. Türk milletinin vicdanında teşekkül edecek olan hüküm ve tarihin hükmü, mahkemenin hükmünden önde gelir. Huzur-u ilahiye yüz akıyla çıkmaktan başka hiçbir endişeye gönlümde yer yoktur. Hiç kimsenin merhamet ve insafına şahsen ihtiyacım yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalnız hak ve hakikat namınadır. Yalnız mülkün temeli olan adalet namınadır. Yalnız milletim ve devletim içindir.”

Biz yaşayan insanlarımızın kıymetini pek bilmeyiz. İnsanımızın yaşarken kıymetini bilmek daha iyi değil midir? Yaşarken kendisine karşı pozitif eleştirirler yapılan nadir şahsiyetlerden biridir o. İşte bulunduğu dönemin siyasetçilerini değerlendiren Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Başbuğ için kendine has tabiri ile şöyle diyor:

“Türkeş günümüzün korkulan adamı… Öbürleriyse, dudak bükülen ve boş verilen kişiler…

Geriye kalan bahsi değmezlerden sonra, anarşiye, hıyanete, rezalete, şekavete, vatan satıcılığına, her türlü namussuzluğa korku telkin etme gücü, yalnız TÜRKEŞ’TE mihraklaşıyor.

Türkeş, ne olursa olsun, tavrıyla, tedirgin, edasıyla rahatsız ettiklerine verdiği ürküntü ona yeter.  O’nun etrafındaki(antipati) halkası, arslan korkusu çeken, karakulak dedikleri, sırtlan, çakal, köstebek, yaban eşeği gibi sefil yaratıklardandır; ve bu arada komünizma sırtlanıyla başıboş kapitalizma çakalının en fazla gocunduğu Türkeş’tir.”

İşte bir dava adamının hiçbir beklentisi olmadan dimdik ufuklara bakması bu demektir. Günümüzün çıkar ilişkileri ve günübirlik siyasetçilerinin söyleyemeyeceği ancak kendini milletine ve tarihe adayanların söyleyebileceği bir söz daha:

“Sizlere kolay bir başarı vaad etmiyorum. Kısa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler, daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yola dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Cesur olanlar, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar.”

Evet, günümüzün ne olursan ol, bizden ol! Siyasetiyle hiçbir ilgisi yok değil mi? Günümüz siyasetçilerinin öğrenecekleri çok şey olduğunun, milletimizin de böyle liderlere her zaman özleyeceğini söylemeden edemeyeceğim.

Gelecek yüzyılları Türk asrı yapmadığımız müddetçe hatırası adına bir şey yapmış sayılamayız.

İşte onun arkasından Türkeli Gazetesinde 10.04.1997 de İlhami Erdoğan’ın(Ozan İlo) yazdığı şiir:

BAŞBUĞUM SEN NEREYE?

Derdi dağa denk ettik,

Tuzlar bastık yaraya,

Ahd eyledik yol tuttuk;

Başbuğ’um sen nereye?

 

İttihad yarım kaldı,

Turan’ın Gül’ü soldu,

İnkârcı yola geldi;

Başbuğ’um sen nereye?

 

Öksüz koydun bizleri,

Baharları, güzleri,

Göremeden yazları!

Başbuğ’um sen nereye?

 

Akılda ibre gitti,

Yüreğim, özüm bitti,

Feryadlar göğü tuttu,

Başbuğ’um sen nereye?

 

Ozan İlo’n yıkıldı,

Ciğerleri söküldü,

Gözden yaşlar döküldü;

Başbuğum sen nereye?

4 Nisan Başbuğ Alparslan Türkeş’in aramızdan ayrılışının on altıncı yıl dönümüdür. Bu gün nedeniyle öncelikle Başbuğ’umun ve tüm vatan millet şehidlerimin ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yazımı Başbuğumun sözüyle bitirmek istiyorum:

“Türk vatanını parçalama hürriyeti diye bir hürriyet olamaz.”

Muhabbetle…

OSMAN GİRGİN

osmangirgin.haber@hotmail.com

 


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: